“Şam’ın ikizi” olarak anılan Hama, Suriye’nin en güzel şehirleri arasında yer alır. Ülkenin kalbindeki merkezi konumu, köklü tarihi ve ebedi yol arkadaşı Asi Nehri ile şehir; doğal güzellik ve köklü miras meraklıları için seçkin bir turizm destinasyonudur.
Arkeolojik Alanlar
Eski Şehir ve Çarşılar

Hama’da her yerde tarihle kuşatılmışsınızdır: sokaklar, çarşılar ve evler tarih ve uygarlık kokar. Şehri özel kılan şey ise tarihi dokusuna rağmen hayatla nabız atmasıdır. Tarihi çarşılar; mimarisinin ve süslemelerinin güzelliğiyle sizi büyüleyen, mal çeşitliliği ve canlılığıyla esir alan açık müzelerdir.
Hama’yı ziyaret ederken Uzun Çarşı’ya (“el-Mansuriye”) mutlaka uğramalısınız. Şam’daki Hamidiye Çarşısı’na benzeyen bu tarihi kapalı çarşının geçmişi büyük olasılıkla Osmanlı dönemine uzanır ve bugün hâlâ hayat ve ticaretle doludur. Bu çarşıda gününüzü yapıları ve kabartmaları izleyerek turist olarak geçirebilir ya da çarşıyı dolduran dükkânlardan ihtiyacınız olan her şeyi alışveriş yaparak tamamlayabilirsiniz.
Uzun Çarşı’nın yanında Bakırcılar Çarşısı yer alır. Burada geleneksel bakır işleme atölyelerini izleyebilir ve Hama’dan özel bir hediyelik eşya edinebilirsiniz.
Azm Sarayı

Şam’daki Azm Sarayı’nın bir versiyonu olan bu yapının inşasına Osmanlı valisi Esad Paşa el-Azm başlamış ve saray Osmanlı valilerinin merkezi olarak kullanılmaya devam etmiştir. Saray son derece güzel bir mimariyle öne çıkar; hiçbir salonu süslemelerden ve yaratıcı el işlerinden yoksun değildir — tavanlardan avizelere, hatta işlemeli kapılara kadar.
Saray, Hama Kalesi’ne yakın bir konumda yer alır; Asi Nehri’ne ve su çarklarına hâkimdir, Nuri Camii ile Hama’nın eski mahallelerine bakar.
Günümüzde saray, halk gelenekleri müzesi olarak kullanılmaktadır. Çok sayıda salonunda her biri Hama mirasının belirli bir yönünü temsil eden heykeller ve aletler sergilenir. Hama’da Azm Sarayı’nı ziyaret etmek, Hama’nın güzel geçmişinin köklülüğüne zaman içinde bir yolculuktur.
Halkın Buluşma Noktaları
Hama Kalesi

Şehrin kalbinde, Asi Nehri kıyısında ve çevresinden yüksek bir tepe üzerinde yer alan kale; nehre, şehre ve o meşhur su çarklarına muhteşem bir panoramik manzara sunar.
Kalenin tarihi çok eski dönemlere uzanır. Askeri işlevini Moğolların Şam bölgesini istilasına kadar korumuş; o dönemde yıkılarak askeri fonksiyonunu yitirmiştir. Mimarisinden bugüne yalnızca tarihinin ihtişamını anlatan birkaç sur ve kalıntı ulaşmıştır.
Kale bugün son derece güzel bir halk mesire yerine dönüşmüştür. Zirvesi ağaçlarla kaplanmış; şehre olan eşsiz manzarasıyla birlikte şehrin kalbinde gezinti yapmak ve keyifli vakit geçirmek için başlıca durak haline gelmiştir.
Su Çarkları (Noriyalar)

Hama’nın mimaride, geleneklerde ve hatta şivede Şam’ın ikizi olduğu doğru; ikisi de şehri yaran nehirle ebedi bir aşk hikâyesi yaşıyor. Ancak Hama, su çarklarıyla dünyanın tüm şehirlerinden ayrılır. Hama’nın noriyaları, şehri dünyadaki bütün şehirlerden farklı kılan ayırt edici simgesidir.
Asi Nehri kıyılarında ve eski şehir mahallelerinin kalbinde bir dizi ahşap su kaldırma düzeneği sıralanır. Kaç yaşında oldukları tam olarak bilinmiyor; ancak kesin olan şu ki bunlar bilinen en eski ve en verimli mekanik sulama sistemidir.
Bir noriya, nehrin kenarına sabitlenmiş büyük bir ahşap çarktan oluşur. Akan nehir suyu çarkı döndürür; çark suyu bağlı olduğu kemerin tepesine kaldırır. Ardından su, su kanalları boyunca akarak şehir mahallelerini ya da komşu bahçeleri sular. Bu kesintisiz hareket sırasında çıkardığı şefkatli ses, şehrin belleğinin bir parçası olmuştur; Hama’yı hatırlayan herkes “noriyanın iniltisini” hatırlar.
Şehirde birkaç noriya bulunur; en büyükleri Muhammediye ve Mamuriye noriyalarıdır. En ünlüsü ise Seraya Köprüsü yakınında yer alan ve şehrin en meşhur meydanı olan Asi Meydanı’na bakan Cisriye Noriyası’dır.
Hama’nın su çarklarını ziyaret ederken şanslıysanız, şehrin en tuhaf ve en tehlikeli halk geleneklerinden birine tanık olabilirsiniz: gençlerin noriyalardan birinin etrafında toplanıp çarka tırmandığı ve birbiri ardına çarkın tepesinden Asi Nehri’nin suyuna atladığı, aynı anda hem tehlikeli hem de güzel bir gelenek.
